Son Dakika..
Yükleniyor...

Recent Post

30 Nisan 2014 Çarşamba
no image

Leopar davası başladı

Diyarbakır'da geçtiğimiz yıl kendilerine saldıran leoparı öldürdükleri gerekçesiyle haklarında dava açılan Mahmut ve Kasım Kaplan isimli kuzenlerin yargalanmasına başlandı.

Leopar davasının ilk duruşmasında mahkeme heyeti, saldırıya uğrayan Kasım Kaplan'ın vücudundaki izlerin pençe izi olup olmadığının tespiti için dosyayı Adli Tıp Kurumu'na göndermeye ve 12 Haziran 2014 günü olay yerinde keşif yapmaya karar verdi.
Solmaz köyünde çobanlık yapan Mahmut Kaplan hayvan otlatırken, kuzeni Kasıp Kaplan'a saldırdığı gerekçesiyle bir leoparı vurmuştu. Leoparın öldürülme davasının duruşması bugün Çınar ilçesinde başladı. Çınar Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın ilk duruşmasına 2 yıldan 5 yıla kadar hapis istemi ile tutuksuz yargılanan Kasım Kaplan ile kuzane Mahmut Kaplan'ın yanı sıra Ankara, Antalya ve Gaziantep Barosu Hayvan Hakları Komisyonu ile Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği temsilcileri katıldı.


"KASIM KAPLAN'I KORUMAK İÇİN ATEŞ ETTİM"
Duruşmada söz alan leoparı öldüren Mahmut Kaplan, hayvanlarını kayalık bir bölgede otlatırken bu hayvanla karşılaştığını ve Kasım Kaplan'ı korumak için ateş ettiğini dile getirdi. Leoparın saldırısına uğrayan Kasım Kaplan ise duruşmada verdiği ifadede leoparla boğuştuklarında uçurumdan yuvarlandığını ve leoparın yeniden saldırmak üzereyken kuzeni tarafından vurulduğunu belirtti. Kaplan, kuzeninin ateş etmemesi durumunda leoparın kendisini öldürebileceğini kaydetti.


OLAY YERİNDE KEŞİF KARARI VERİLDİ
Çınar Asliye Ceza Mahkeme heyeti sanıkları ve müdahil avukatlarını dinledikten sonra olayın aydınlatılması ve delillerin tespiti için leoparın öldürüldüğü yerde keşif yapılmasına karar verdi. Mahkeme, Diyarbakır Valiliği ve Dicle Üniversitesi'ne yazı yazılarak bölgede daha önce leopar görülüp görülmediğinin de araştırılmasına karar verdi. Mahkeme heyeti ayrıca yaralanan sanık Kasım Kaplan'ın tedavi kayıtlarının alınarak vücudundaki yaralanmanın leopar pençesi olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu'na sevk edilmesine karar vererek, duruşmayı 20 Haziran 2014 tarihine erteledi.


"DAVANIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ"
Duruşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu üyesi avukat Lider Tanrıkulu sonuna kadar davanın takipçisi olacaklarını söyledi. Tanrıkulu, "Hayvan Hakları Evrensel Sözleşmesi'nin açık ihlali söz konusudur. Nesli tehlike altında olan bu hayvanın öldürülmesi fiilinin cezası hapis olmalıdır. Sanıkların savunmalarının gerçekçi bir tarafı yoktur. Leopar saldırısına uğrayan kişinin sağ kurtulması mümkün değildir. Bunların cezalandırılması gerekmektedir. Verilecek ceza kamu vicdanını rahatlatıcı olmalıdır. Biz bu işin peşini bırakmayacağız" ifadesini kullandı.
Tutuksuz yargılanan Kasım ve Mahmut Kaplan ise sorulara yanıt vermeden adliyeden ayrıldı.


Kaynak IHA : Leopar davası başladı
Alıntı: Leopar davası başladı

Bursa Güvenlik Sistemleri
no image

Ünlü aktör Bob Hoskins hayatını kaybetti

Ünlü İngiliz aktör Bob Hoskins, hayatını kaybetti.

Dünyaca ünlü oyuncu Bob Hoskins, zatürre tedavisi gördüğü hastanede, 71 yaşında hayata gözlerini yumdu. 26 Ekim 1942 doğumlu ünlü oyuncu, En iyi Drama dalında Altın Küre ödülü kazanmıştı. Hoskins 2012'de sinemayı bırakmıştı.


Kaynak IHA : Ünlü aktör Bob Hoskins hayatını kaybetti
Alıntı: Ünlü aktör Bob Hoskins hayatını kaybetti

Bursa Güvenlik Sistemleri
no image

İleri Otizm ve Engelliler Araştırma Derneği ödül töreni

İleri Otizm ve Engelliler Araştırma Derneği'nin çalışmalarıyla otizmden kurtulan çocuklar, 'uluslararası otizmden kurtuluş yeni hayata merhaba doğum günü partisini' kutladılar.

İleri Otizm ve Engelliler Araştırma Derneği'nin çalışmalarıyla otizmden kurtulan çocuklar, ödül alan sanatçılarla birlikte "uluslararası otizmden kurtuluş yeni hayata merhaba doğum günü partisini" kutladılar.Uğur Dündar, Petek Dinçöz, Müjdat Gezen ve daha pek çok sanatçının katılımıyla, otizmden kurtulan çocuklar, üzerlerinde kendi fotoğrafları bulunan pastayı kestiler.

Geceye katılan ve yaşam boyu onur ödülü alan Kibariye, doğum günü şarkısıyla çocukların doğum günlerini kutladı. Geceye katılan sanatçıların yanısıra haberciler, otistik çocuklara her zaman destek vermek istediklerini belirttiler.

Otizm Derneğinin basın sözcüsü Neşe Balcı Altın, günün anlam ve önemini anlattı.Geceye katılan otizmden kurtulan çocukların anneleri ise çocukların otizmden kurtulup, böyle bir gecede bunu kutladıkları için çok mutlu olduklarını belirttiler. İleri Otizm ve Engelliler Araştırmaları Derneği, her yıl otizmden kurtulan ve dünyanın farklı ülkelerinden gelecek olan çocuklarla doğum günü kutlamasını yapacak.


Kaynak IHA : İleri Otizm ve Engelliler Araştırma Derneği ödül töreni
Alıntı: İleri Otizm ve Engelliler Araştırma Derneği ödül töreni

Bursa Güvenlik Sistemleri
no image

Hasan Tomuk: 'Şiir bir başkaldırmadır'

Hasan Tomuk, radyo programcılığına yıllarını vermiş, sesini çok iyi kullanan ve dinleyiciyi ile nasıl konuşmasını bilen başarılı bir isim.

Radyo programcılığına genç yaşlarda başlamış ve uzun süredir dinleyicilerine kendi şiirlerini kendi sesiyle aktaran, yaptığı işin her evresinden keyif almayı bilen başarılı radyocu Hasan Tomuk'a misafir olduk bu röportajımızda. Aynı zamanda bir diksiyon eğitmeni de olan Tomuk sesini çok iyi kullanan ve dinleyiciyi ile nasıl konuşmasını, nerelere vurgu yapmasını çok iyi bilen bir radyocu. Bizim de kendi sesinden şiirler dinleme fırsatı bulduğumuz başarılı radyocu şiirin bir başkaldırma olduğunu vurguluyor ve röportajımızda böylece başlamış oluyor.

-Radyo programcılığına nasıl başladınız?

16-17 yaşlarındaydım o zamanlar Çorum'da yaşıyorduk. Radyo programlarını takip ederdim. Yayın yapanların ses tonuna ve düzgün Türkçeleri beni çok etkilerdi. O zamanlar kasetler yoğun olduğu için kendi sesimi çeker dinlerdim. Bununla ilgili bir anımı paylaşmak isterim. Bir gün ben yine kasete şiir okudum. Kaseti dinlerken annem girdi odaya 'Oğlum radyonun sesini kısar mısın? 'dedi. Bende tebessümle 'Anne o benim sesim' dedim. Annem haliyle şaşkına döndü. Böyle bir yeteneğim olduğu farkına varıldı. Ellerinden geldiğince destek oldular. Daha sonra memleketimin yerel radyolarında çalışmaya başladım. Sabah haberleri, kültür sanat ve şiir programları sundum. O sırada Konya Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde eğitime başladım. Orada da program yapmaya başladım. Şiir istek programları yine kültür sanat ağırlıklı programlardı. Bölümüm İletişim olduğu için haliyle diksiyon dersleri aldım. İstanbul'a geldim ve diksiyon üzerine birçok yerde eğitim veriyorum.

-Üniversite eğitiminize başlarken aynı zamanda da radyo programı sundunuz. Aileniz oğlum bırak işi önce eğitimini al dediği oldu mu?

Bu soruyu şöyle bir anımla cevaplayayım. Annem oğlum sen radyoya gidiyorsun. O kadar çalışıyorsun neden sana para vermiyorlar? Demişti. Ben sabrettim bekledim ve ısrarla devam ettim. Çorum gibi yerel yerlerde çeşitlilik olmuyor. Ancak ben bana kattıklarını düşünerek daha istekli oldum. Çok şükür şuan da ekmeğimi buradan kazanacak hale geldim. Bunu elbette o zaman tahmin edemezdim.

-Radyoculukta en önemli etken ses midir?

Her şey sestir diyemeyiz. Çünkü bunun örnekleri çok var. Muhabbet esnasında arkadaşlar işte bunu sesi güzel bunun sesi kalın bundan radyocu olur diye fakat her şey bu demek değildir. Sesi, öncelikle güzel kullanabilmek önemli. Doğaçlamanız yok ise asla radyocu olamazsınız. Bilgi birikim ve doğaçlama. İnsanlarla iyi bir iletişimi olmalı. Radyoculuk bana göre Televizyondan daha samimi ve özellikle şiir programları daha çok duygulara hitap ediyor. Hoşa giderse güzel dostluklar kuruluyor. Aileden biri gibi oluyorsunuz.

-Yayın esnasında sizi arayan dinleyicilerinizle konuştuğunuzda zorlandığınız oluyor mu?

Aslında birçok samimi tepkiler geliyor. Örneğin 'Ben evleneceğim ama ne yapmalıyım?'diyenler oluyor. Telefon açıyor ve istek istiyor. Kendini kötü hissedenler kendini anlayacak birini aramaya başlıyorlar. O an sesinizin samimiyetinden etkilenerek ilginç anlara tanık oluyorsunuz. Arıyor adamın biri intihar edicem yardım et diyor. O an düşünemiyorsunuz kimdir ne değildir kapatmakla kapatmamak arasında kalıyorsunuz. Bunu birkaç kez yaşadım. Bir taraftan vicdanınız ve bir taraftan radyoculuğunuz kalıyorsun ortada ikna ediyorsunuz.

-Radyo programlarınızda en çok neye dikkat ediyorsunuz?

En çok doğal olmaya doğal olmaya dikkat ediyorum. Zaten normal hayatta düzgün telaffuz kullanmıyorsam, radyoda da kullanamam tam bu noktada tersi olursa samimiyetsizlik oluyor. Ben nasılsam Türkçeyi nasıl kullanıyorsam hayata nasıl bakıyorsam bu en doğal haliyle dinleyicilere etkilemem gerekiyor.

-Şiirin sizin hayatınızda ayrı bir yeri olduğunu biliyoruz. Şiire olan yönünüzden bahsedercisiniz?

Şiiri hep sevdim. Toplumda şöyle bir yanlış algı var hep karşılıklı olan sevgiler için yazılı bazı şeyler. Oysa sevginin aşkın birçok çeşidi var. Sadece karşı cinslerin birbirine duygusal yaklaşımı değildir. Şiir bir kitabın ifade etmediği şeyleri iki mısrada anlatır. Bu yüzden şiirin benim yerimde ayrı yeri var. Şiir başkaldırmadır.

-Örnek aldığınız ve beğenerek dinlediğiniz radyocular var mı?

İbrahim Sadri'yi çok beğenerek dinliyordum. Zaten o zamanlar başkada kimse çıkmıyordu. Özellikle TRT'nin benim için ayrı bir yeri var. Yayınları kısa öz ve samimi şekilde ifade diyor.

-Türkiye'de radyo programcılığına gereken önem verildiğini düşünüyor musunuz?

Radyonun reklam gelirleri düştü ve kurumların karları azaldı. İyi bir programcı istiyorsanız iyi bir ücret vermeniz gerekiyor. Kimseye 'Allah rızası için gel çalış' diyemezsiniz. Radyocunun da emeği önemli çünkü radyocu kendi hayatına buradan devam ediyor ve buradan para kazanıyor. Burada önemli etkenlerde dinleyiciler, onlar olmasa bir anlam kalmıyor.

-Aynı zamanda iletişim ve diksiyon eğitimi veriyorsunuz. Kendini bu yönde geliştirmek isteyenlere neler önerirsiniz?

Öncelikle şöyle bir sözü vardır büyük bir âlimin 'Bilmediklerimi ayağımın altına koysam başım göğe ererdi' sözünün benim için ayrı bir yeri var. Bilmiyorum demek önemlidir. Bazı derslerime radyo programcıları ve diksiyonu düzgün dediğim kişiler de geliyor. Onlara 'Sıkılabilirsin dersimden' diyorum. Onlarda 'Hayır mutlaka eksiğim vardır' diyorlar. Eksiğinizi mutlaka kabullenmeniz gerekir. Öğrenci iyi bir şey görüyorsa örnek alır. Hocalara büyük görev düşüyor. Birçok notlar var elbette bunlardan da takip edebilirsiniz ama önemli etkenlerden biri öğreten kişidir. Günümüzde iş için daha çok ön planda olsa da iletişim toplumda büyük kurtarıcıdır. İletişim kurmak bir yana iletişimi etkili kurmaktır amacımız. Büyük küçük demeden herkesin alması gereken derstir.

-Şiir albümünüzden bahseder misiniz?

Bildiğiniz gibi şiir yorumlarını daha öncede yapıyordum.Sözün Kırgın Kanatları adlı şiir albümü çıkardık. Ben bunu şiir kitabı olarak çıkartırsam sanki bir şeyler eksik kalacaktı. İnsanların beni seslendirdiğim şiirlerden tanımasını istedim. Kitapta okuduğu şiiri birde seslendirilmiş olarak görmesi okuyucular açısından iyi olacağını düşündüm.

-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Mevlana'nın; Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya …Kalp durur …Akıl unutur …Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur … sözleriyle bitirmek isterim.

ŞİFA KAYMAK

İSTANBUL


Kaynak IHA : Hasan Tomuk: 'Şiir bir başkaldırmadır'
Alıntı: Hasan Tomuk: 'Şiir bir başkaldırmadır'

Bursa Güvenlik Sistemleri
no image

Doğu Karadeniz’de ölüm oranları azaldı

Doğu Karadeniz Bölgesi'nde 2013 yılında ölüm oranlarının bir önceki yıla göre azaldığı belirlendi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) Trabzon Bölge Müdürlüğü'nden alınan verilere göre, Türkiye'de ölüm sayısı 2012 yılında 376 bin iken, 2013 yılında yüzde 1 azalarak 372 bin 94 oldu. Ölenlerin yüzde 55'ini erkekler, yüzde 45'ini kadınlar oluşturdu. Doğu Karadeniz Bölgesi'nde ise ölenlerin sayısı 2012 yılında 16 bin 488 iken, 2013 yılında bu sayı yüzde 3,1 oranında azalarak 15 bin 977'ye geriledi. Ölenlerin yüzde 55,8'ini erkekler, yüzde 44,2'sini kadınlar oluşturdu. Kaba ölüm hızı (Belli bir yıl içinde her 1000 nüfus başına düşen ölüm sayısıdır) 2012 yılında binde 6,5 iken, bu hız 2013 yılında binde 6,3'e düştü.

2013 YILINDA DOĞU KARADENİZ'DEKİ TÜM İLLERDE KABA ÖLÜM HIZI AZALDI
Kaba ölüm hızı 2013 yılında bir önceki yıla göre Trabzon'da binde 0,1 azalarak binde 5,8; Ordu'da binde 0,2 azalarak binde 6,1; Giresun'da binde 0,4 azalarak binde 7,3; Rize'de binde 0,2 azalarak binde 5,9; Artvin'de 0,1 azalarak binde 7,7; Gümüşhane'de binde 0,2 azalarak binde 6,2 oldu.

DOĞU KARADENİZ'DE BEBEK ÖLÜM HIZI BİNDE 8,2'YE DÜŞTÜ
Doğu Karadeniz'de bebek ölüm sayısı 2012 yılında 350 iken, 2013 yılında 263'e düştü. Bebek ölüm hızı, 2012 yılında binde 10,7 iken bu hız 2013 yılında binde 8,2 oldu. Diğer bir ifade ile 2013 yılında 1 000 canlı doğum başına 8,2 bebek ölümü düştü. Doğu Karadeniz'de bebek ölüm hızı illere göre incelendiğinde, 2013 yılında bebek ölüm hızının en yüksek olduğu il binde 9,5 ile Trabzon oldu. Bunu binde 8,3 ile Ordu, binde 8 ile Artvin, binde 7,7 ile Giresun, binde 6,6 ile Gümüşhane izledi.
Bebek ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 5,8 ile Rize oldu. Türkiye'deki bebek ölüm hızının en düşük olduğu il sıralamasında da Rize, Tünceli'den sonra ikinci sırada yer aldı.

OZAN KÖSE
TRABZON


Kaynak IHA : Doğu Karadeniz'de ölüm oranları azaldı
Alıntı: Doğu Karadeniz'de ölüm oranları azaldı

Bursa Güvenlik Sistemleri
no image

Kastamonu'da susuzluk alarmı

Kastamonu'da susuzluk alarmı verildi.Nisan yağmurlarına rağmen Karaçomak Barajı'nda su seviyesi istenilen seviyeye gelmedi.

Bahar yağmurların az olması Karaçomak Barajı'nı olumsuz etkiledi. Barajda su seviyesi düşerek , bir zamanlar suyla dolu alanlar azalarak yeri çorak topraklara bıraktı. Barajda suların çekilmesini tehlikeli gördüklerini belirten Amatör Balıkçı Nevzat Arslan, "Kastamonu'da kuraklık tehlikesi var. Barajlarda suların çekilmesi içme suyunun bitmesi sinyalini veriyor. Onun için bir önlem alınması gerekiyor. Ben, 25 yıldır Kastamonu'da ikamet ediyorum. İlk defa suların çekildiğini görüyorum" dedi.
Önceki yıllarda Karaçomak Barajında su seviyesinin yüksekte olduğunu belirten Emrah Çilingir (25) de, önümüzdeki yıllarda aynı sorunu yaşamamak için Kırık Barajı'nın biran önce hayata geçirilmesini istedi.

Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Kastamonu Bölge Müdürü Recep Çıtır ilde 100 günlük içme suyu kaldığını belirterek, " Kastamonu açısından değerlendirdiğimizde son 83 yılın en kurak mevsimlerini yaşıyoruz. Şu anda Karaçomak Barajı'nda aktif hacim olarak 3 milyon 216 bin metreküp su bulunmaktadır. Bu oran doluluk oranında yüzde 15,9 oranına tekabül etmektedir. Geçen haftadan başlayarak yağan yağmurların baraja önemli bir katkısı olmadı ve su seviyelerinde önemli bir yükselme meydana gelmedi. Yağan yağmurla akışa geçmedi. Toprak tam olarak suya doymadığı için yağmur suları barajı besleyemedi. " dedi.

Çıtır , Türkiye'de kuraklığın en çok hissedildiği ilin Kastamonu olduğu belirtti.

VATANDAŞLAR, KIRIK BARAJI'NIN YAPILMASINI İSTİYOR

Devlet Su İşleri (DSİ) Kastamonu Bölge Müdürlüğü'nün ikinci gölet projesinin bir an önce hayata geçmesi bekleniyor. Vatandaşlar, baraj içindeki suların azalmasıyla geçen yıllarda projesi hazırlanan ve bir türlü hayata geçirilemeyen ikinci içme suyu için yapılması planlanan Kırık Barajı'nın biran önce yapılmasını istiyor.

VEDAT YUNUS İKİZOĞLU


Kaynak IHA : Kastamonu'da susuzluk alarmı
Alıntı: Kastamonu'da susuzluk alarmı

Bursa Güvenlik Sistemleri
no image

Diyanet işleri Başkanı’nın kandil mesajı

Diyanet işleri Başkanı Mehmet Görmez: 'Regaib gecesi bizlere rağbetlerimizin yalnızca rabbimize yönelik olması gerektiğini hatırlatır' dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Regaib Kandili dolayısıyla yayımladığı mesajında, Türkiye'de işlenen kadın ve çocuk cinayetlerine dikkat çekerek, "Hiç şüphesiz bu yaşananlar bütün dünyada insanlığın, İslam'ın barış ve rahmet mesajlarına ne kadar da çok muhtaç olduğunu göstermektedir" dedi.
Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Regaib Kandili münasebetiyle yayımladığı mesajında, "Aslında müminler için tüm zamanlar, günler, geceler, haftalar, aylar ve seneler, Allah'a kulluk şuuruyla ve Rabbimizin rızasına ermek amacıyla yaşanır. Ancak her yıl gelen Regaib gecesi, üç aylar olarak bilinen ve manevi coşkunun daha yoğun yaşandığı müstesna zaman dilimlerinin başladığını haber verir. Kur'an ve oruç ayı Ramazan-ı şerifin müjdesini getirir. Günahlardan arınmak için sunulan imkân ve fırsatları; Rabbimizin sonsuz rahmet ve mağfiretini bizlere hatırlatır. Her yıl gelen Regaib gecesi, geleceğe ve istikbale yönelik arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı gözden geçirme imkânı verir, rağbetlerimizin yalnızca Rabbimize yönelik olması gerektiğini hatırlatır" dedi.

"ÇOCUK VE KADIN CİNAYETLERİ İSLÂM'IN DA ÖTESİNDE İNSANLIĞIN VİCDANINI KAYBETTİĞİNİN BİR EMARESİDİR"
"Üzülerek ifade edelim ki üç ayların başlangıcını ve Regaib Kandilini idrak ettiğimiz şu günlerde bir tarafta Suriye, Mynmar, Irak ve Orta Afrika'da akan kanlar, diğer tarafta adalete ve hukuka uygunluğu her zaman tartışılacak olan Mısır'da alınan idam kararları mümin yürekleri incitmiş, İslâm dünyasının manevi mevsime yine acı ve ıstırapla girmesine neden olmuştur" diyen Görmez, şunları kaydetti:
"Diğer taraftan son günlerde işlenen çocuk ve kadın cinayetleri ise, İslam'ın da ötesinde insanlığın vicdanını kaybettiğinin bir emaresidir.

Hiç şüphesiz bu yaşananlar bütün dünyada insanlığın, İslam'ın barış ve rahmet mesajlarına ne kadar da çok muhtaç olduğunu göstermektedir. Bunun için öncelikle mümin gönüllerin merhamet eğitiminden geçmesi, sevgi, şefkat, hilm ve kardeşlikle buluşması, kalb-i selim sahibi olması gerekmektedir. Mümin gönüllere rahmet ve merhamet yerleşmeden, İslâm dünyasının birçok bölgesinde var olan açlık ve sefalet; şiddet, çatışma ve gerginlik ortamları ortadan kaldırılamaz.""Ne yazık ki müminler topluluğu olarak bizler, bugün, bilgiye, imana, Kur'an'a, üsve-i hasene bir peygambere, köklü bir medeniyete, engin tecrübeye, zengin birikime sahip olmamıza rağmen bir türlü sulh ve sükûnu, birlik ve beraberliği, muhabbet ve meveddeti, kardeşlik ve dayanışmayı gerçekleştiremiyoruz" diyen Prof. Dr. Görmez, şunları ifade etti:


"Müslümanlar olarak her birimiz arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı, rağbetlerimizi daima iyiye, doğruya, güzele, faydalı olana, hakka ve hakikate; regaibimizi Rabbimize yöneltmemiz gerekirken bir de bakıyoruz ki dil, ırk, mezhep, meşrep ve grup ayrılığına düşmüş, kamplara bölünmüş, ihtilaf, tefrika ve fitne bataklığına saplanmışız. İslâm'ın barış ve esenlik mesajlarını tüm insanlığa takdim ederek yeryüzünde hakkı, hakikati, hukuku, adaleti, ahlakı, fazilet ve erdemi gerçekleştireceğimiz yerde, enerjimizi sürekli boşa harcıyoruz. Bir türlü kin, nefret ve intikam duygularından nefislerimizi arındırarak İslâm diyarlarını barış ve esenlik diyarlarına dönüştüremiyoruz. Bir türlü iç sorunlarımızı halledip de insanlığı kuşatan sorunlara yönelemiyoruz. İslâm'ın barış ve esenlik mesajlarını asrın idrakine sunamıyoruz."

"HİÇBİR ÇIKAR, MENFAAT VE MASLAHAT, MÜMİNLERİN KARDEŞLİK HUKUKUNU İHLAL ETMESİNE NEDEN OLMAZ"
"Gelin, üç aylar ve Regaib Kandilini fırsat bilerek İslâm dünyasını, İslâm'ın dünyası yapmak için çaba gösterelim" diyen Görmez, "İslam coğrafyasını çocuklarımıza ve gelecek nesillere yeniden umut veren bir coğrafyaya dönüştürelim. Bunun için Müslümanlar olarak fert fert ve topluca bir muhasebe içine girelim. Bütün yapıp ettiklerimizi bir kez daha gözden geçirelim. Kalb-i selim dışında hiçbir şeyin fayda vermediği o gün gelmeden önce nefislerimizi hesaba çekelim. Bilelim ki Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların selamette olduğu kimsedir. Mümin, elinden ve dilinden diğer müminlerin güven duyduğu, emin olduğu kimsedir. Müslüman Müslümana zulmetmez. Müslüman, Müslüman kardeşinin hakkına ve hukukuna el uzatmaz. Müminler kardeştirler. Hiçbir çıkar, menfaat ve maslahat, müminlerin kardeşlik hukukunu ihlal etmesine neden olmaz. Hiçbir mümin, bir başka müminin hak ihlali üzerine varlık tesis edemez. Yine bilelim ki bugün Müslümanların yapması gereken, kardeşliğin edebiyatını yapmak yerine kardeşlik ahlakını ve hukukunu var etmek, yaşamak ve yaşatmaktır" diye konuştu.
Prof. Dr. Görmez, mesajında şunları kaydetti:


"Herkesin büyük kalabalıklar içerisinde yalnızlığı yaşadığı bu dünyada adımlarımızı, sevgiye, muhabbete, dostluğa ve kardeşliğe doğru atalım. "Hiç kimse kimsesiz kalmasın" diyelim. Yalnızlıktan sıyrılarak başta ailelerimiz olmak üzere, mahallelerimizde, semtlerimizde, beldelerimizde ve ülkemizin her köşesinde sevginin ve muhabbetin coşkusuyla birliğimizi ve dirliğimizi pekiştirelim. Böylelikle bu coşku, heyecan ve imanın atmosferinde hiçbir fert yoksulluğu ve kimsesizliği hissetmesin. Unutmayalım ki yoksulluk varlığın kaybolması ve yok olması demek değildir. Yoksulluk içimizdeki merhametin yok olması, karşımızdakini merhametin zenginliğinden yoksun bırakmaktır. Yetim, öksüz ve kimsesiz kalmak maddi olarak sadece anneden ve babadan mahrum kalmak değildir. Yetim, öksüz ve kimsesiz kalmak, sevgi, şefkat ve merhametten uzak kalmak demektir. Mümin, fıtrî olarak öz çocuğuna duyduğu sevgi ve şefkati bir ahlak olarak hayatına yansıtan, diğer bütün çocukları, garipleri, kimsesizleri kendi çocuğu gibi görebilen kimsedir.

Kısacası Kur'an'ın ve Hz. Peygamberin mesajlarıyla gönüllerimizi mümin duyarlılığıyla imar edelim ki, ihsana, hüsne ve güzel olana varalım. Her türlü riyadan, gösterişten, yalandan, iftiradan, gıybetten, kinden, öfkeden, nefretten, kibirden, ihanetten, vefasızlıktan, ikiyüzlülükten, bencillikten, güç tutkusundan ve tahakkümden nefislerimizi arındıralım ki, fazilet ve kemale erelim. Bu duygu ve düşüncelerle aziz milletimizin, yurt dışındaki millet varlığımızın ve âlem-i İslâm'ın mübarek üç aylarını ve Regaib Kandillerini tebrik ediyor; üç ayların gelişiyle birlikte gönüllerimizi itminana kavuşturan rahmet, mağfiret ve bereket ikliminin, ülkemizden başlayarak dalga dalga tüm insanlığı kuşatmasını, onların hidayet, barış ve huzuruna vesile olmasını, bu mübarek gün, gece ve aylarda yapacağımız ibadet, dua ve yakarışların kabul olmasını Rabbimden niyaz ediyorum."


Kaynak IHA : Diyanet işleri Başkanı'nın kandil mesajı
Alıntı: Diyanet işleri Başkanı'nın kandil mesajı

Bursa Güvenlik Sistemleri
Quick Message
Press Esc to close
Copyright © 2013 Bursa Güncel Haber Merkezi All Right Reserved